Kapat

Rene Descartes Hayatı (1596-1650)

Anasayfa
Genel Psikoloji Rene Descartes Hayatı (1596-1650)
Rene Descartes Hayatı (1596-1650)

Rene Descartes Hayatı

Descartes Mart 1596’da Fransa’nın Touraine eyaletinde dünyaya geldi. Babası İngiltere parlementosunda meclis üyesiydi ve babasından Descartes’e çalışmalarını ve seyahatlerini destekleyecek miktarda para kalmıştı. Descartes, benzer durumlarda bulunan başkalarından farklı olarak, bilimle vakit geçirmek amacıyla amatörce eğlenen birisi olmadı. Descartes’te bilime karşı, onun yeteneğine, merakına ve bilgiye olan açlığına atfedilebilecek açık bir temayül, dogmatik otoritelere karşı bir kayıtsızlık, kanıt ve ispata yönelik güçlü bir arzu vardı.

1604’ten 1612 yılına dek La Fleche’de Eski Yunan ve Latin edebiyatı ile matematik dersleri aldı. Felsefe, fizik ve fizyolojide kayda değer bir yetenek gösterdiği Jesuit Kolejinde eğitim gördü. Descartes’in sağlık durumu iyi değildi. Bu yüzden okul müdürü, Papaz Charlet, Descartes’i sabah ayinlerinden muaf tutmuş, onun öğlene dek yatağında kalmasına izin vermişti. Alışkanlık haline gelen bu durum Descartes’de ömür boyu devam etmişti. Sabahın bu sessiz saatlerinde derslerini çalışır ve en yaratıcı düşüncelerini ortaya koyardı.

Resmi eğitiminin ardından Descartes bir süre Paris’in eğlencelerini tattı fakat daha sonra bu yaşantıyı yorucu bulup matematik çalışmak üzere inzivaya çekildi. 1617’de gönüllü asker oldu ve Hollanda, Bavyera ve Macaristan ordularında bulundu (Oysa bu durum Descartes gibi derin düşünen, mütefekkir tabi adı birisi için tuhaf bir davranıştı.) Descartes hayatının çeşitli evrelerinde tam bir “dünya” adamıydı. Dans etmeyi ve kumarı severdi, matematik yeteneğinden ötürü de iyi bir kumarbazdı. İnsanlara ait tüm kötü alışkanlıklara, zaaflara ve eğlencelere hevesle katılan bir maceracı ve kılıç ustasıydı.

Descartes bilgiyi hayatına işlevseleştirirdi

Descartes teorik çalışmalara ek olarak bilginin pratik işlere uygulanmasıyla da zevkle ilgileniyordu. Saçlarının griye dönüşmesini önleyebilecek bir tekniği araştırmış ve özürlü insanların kullanabileceği tekerlekli sandalyeler üzerine deneyler yapmıştır.

Descartes rüyası

Descartes 1619 yılı Kasım ayında, orduda hizmet verirken, hayatını kökten değiştirecek bir dizi rüya gördü. Anlattığına göre 10 Kasım gününü sobayla ısınan bir odada, yalnız başına bazı matematiksel ve bilimsel fikirler üzerine düşünerek geçiriyordu. Birden uykuya daldı ve rüyasında, kendi yorumuna göre, avareliğinden ötürü azarlandı ve o an aklını teslim alan “Hakikat Ruhu” tarafından ziyaret edildi. Bu içe işleyen tecrübe Descartes’i matematiğin tüm bilimlere uygulanabileceği ve böylece mutlak bilginin ortaya çıkacağı fikrine hayatını adamaya ikna etti. Arkadaşlık ve evlilik bağı gibi kendisini bu içgörülerin izinden gitmekten alıkoyabilecek şeylere girişmemeye karar verdi.

Descartes’in tek ilişkisi

Onun uzun süre devam eden tek romantik bağı Hollandalı Helen adındaki hizmetçi bir kızla olan üç yıllık beraberliğiydi. Helen 1635 yılında bir bebek dünyaya getirdi. Descartes küçük kızını taparcasına sevdi ve çocuk 5 yaşında öldüğünde çok acı çekti. Bir biyografi yazarı Descartes’in bu kayıp nedeniyle “hayatı boyunca hiç hissetmediği kadar derin bir üzüntü” yaşadığını yazmıştı. (Rodis-Lewis’den alıntı, 1998, s. 141). Descartes hayatının geri kalanında da bekâr kaldı.

Descartes, favorisi olan matematik çalışmalarını sürdürmek üzere 1623’te Paris’e dönse de, Paris yaşantısını çok meşgul edici ve çıldırtıcı buldu. Kendisine miras kalan mülkleri sattı ve 1628 yılında Hollanda’ya bir sayfiye yerine hareket etti. Descartes’in yalnızlık ve inzivaya olan ihtiyacı bu dönemde çok büyüktü. Hayatının kalan 20 yılında 13 kasabada ve 24 farklı evde yaşadı, adresini çok samimi bir arkadaşı dışında herkesten bir sır gibi sakladı. (Bu arkadaşıyla çok uzun yazışmaları olmuştu.) Descartes in yaşayacağı mekanla ilgili belirgin tek şartı evin Roma Katolik Kilisesine ve bir üniversiteye yakın olmasıydı.

Bir biyografi yazarına göre Descartes’in düsturu “iyi yaşayan iyi gizlenendir” idi (Gaukroger, 1995, s.16).

Descartes’in önemli çalışmalarının çoğunluğu bu yıllarda, düşünce özgürlüğünün onaylandığı Hollanda’da yazıldı. Bununla birlikte, Descartes da bazı dinsel eziyetlerle karşı karşıya kaldı. Bir seferinde kitapçıların onun çalışmalarını satmaları yasaklandı ve Descartes teolog Utrecht ve Leyden’in kendisinin bir ateist ve edepsiz biri olduğuna dair suçlamalarından ötürü (ki bunlar samimi bir Katoliğe karşı ciddi suçlamalardı) mahkemeye verildi. Descartes “Katolik ve Protestanlar tarafından da benzer şekilde kınandı. Belki Roger Bacon’dan beri hiç bir büyük düşünür teolojik baskılar yüzünden bu denli küçük düşürülmemiş ve çalışmaları önlenmemişti.” (White, 1896/1965, s.80)

Rene Descartes

Rene Descartes

Descartesin ölümü

Giderek artan şöhreti İsveç Kraliçesi Christina’nın, Descartes’ı kendisine felsefe dersleri vermek üzere davet etmesine sebep oldu. Descartes yalnızlığını ve özgürlüğünü bırakmak istememesine rağmen, krala ait imtiyazlara büyük saygısı olduğundan 1649 sonbaharında bir savaş gemisinin gelip onu almasıyla İsveç’e gitti. Bir atlı süvarisini andırdığı anlatılan Kraliçe iyi bir öğrenci değildi ve derslerin sert geçen kış mevsimine rağmen alışılmışın dışında, sabah saat 5’te, iyi ısıtılamayan kütüphanede yapılmasında ısrar ediyordu. Descartes bir arkadaşına “Burası bana göre bir yer değil, tek istediğim huzur ve sessizlik” diye yazdı (Rodis-Lewis’den alıntı, 1998, s. 196). Descartes ani bastıran aşın soğuklara 4 ay süreyle dayandı ve 11 Şu-bat 1650’de zatürreden öldü.

Ölümünden sonra cesedi

Hayatının çoğunu beden ve ruh arasındaki etkileşimin araştırılmasına adayan bir adamın ölümüne ilişkin ilginç bir anektod, ölümünden sonra Descartes’in başı ve vücudunun akıbetiyle ilgilidir. Descartes’in ölümünden 16 yıl sonra, arkadaşları onun cesedinin Fransa’ya getirilmesi gerektiğine karar verdiler. Ne yazık ki, İsveç’e gönderdikleri tabut, ceset kalıntılarını alamayacak kadar kısaydı. Yetkililerin bulduğu çözüm cesedin kafasının kesilip başka bir çare bulunana dek yeniden Stokholm’de gömülmesiydi.

Cesedin Fransa yolculuğuna hazırlanması sürecinde Fransa’nın İsveç büyükelçisi bu büyük adamdan kendisine bir hatıra kalmasını istediğine karar verdi ve cesedin sağ işaret parmağını kesip kopardı. Bir parmağı ve kafası eksik olan ceset büyük bir ihtişam ve şatafatla Paris’in ortasına gömüldü. Bir süre sonra, bir kara ordusu subayı Descartes’in kafatasını bulunduğu yerden çıkardı ve onu bir hatıra olarak sakladı. 150 yıl boyunca, kafatası halen sergilendiği Paris’teki Musee de I’Homme müzesine ulaşana dek İsveçli koleksiyoncular arasında defalarca el değiştirdi.

Descartes’in defterleri ve el yazmaları ölümünden sonra gemiyle Paris’e gönderildi ancak gemi limana girmeden hemen önce battı. Yazılar üç gün denizin altında kaldı. Basılabilmelerinden önce onarılmaları tam 17 yıl aldı.

 

Descartes’in Katkıları: Mekanik ve Ruh-Beden Problemi

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir