Kapat

Postmodern feminizm

Anasayfa
Toplumsal Psikoloji Postmodern feminizm
Postmodern feminizm

Postmodern feminizm

Postmodern feminizm de tıpkı siyah feminizm gibi her kadının paylaştığı birlikli bir kimlik ve deneyim temeli olduğu fikrine karşı çıkar.

Feminizmin bu kolu sanatlar, mimari, felsefe ve ekonomi alanında kendini gösteren kültürel bir fenomen olan postmodernizmden hareket eder. Postmodern feminizmin bazı kökleri Kıta kuramcılarından Derrida (1978, 1981), Lacan (1995) ve de Beauvoir’nın (1949) çalışmalarına dek uzanmaktadır. Postmodern feministler kadının toplumdaki konumunu açıklar. Bir büyük anlatının ya da tek ve tümel bir “kadınlık” özü veya kategorisinin varolduğu savını reddederler. Bu yüzden başkaları tarafından toplumsal cinsiyet eşitsizliğine getirilen ataerkilliğe, ırka ya da sınıfa dayalı açıklamaları da “özcü” oldukları gerekçesiyle reddederler (Beasley 1999).

Postmodernizm, bunun yerine, birçok farklı bakış açısının eşit olarak geçerli olduğunun kabul edilmesini salık verir. Kadınlığa ilişkin bir özden ziyade, her biri çok farklı deneyimlere sahip birçok birey ve grup (heteroseksüeller, lezbiyenler, siyah kadınlar, işçi sınıfı kadınları, vb.) mevcuttur. Farklı grupların ve bireylerin “ötekiliği,” mevcut çeşitlik içinde kutlanır. “Ötekiliğin” olumlu yanının altını çizmek postmodern feminizmin ana izleklerinden biridir.  Bu tavır çoğulculuğu, çeşitliliği, farklılığı ve açıklığı simgeler: birçok hakikat olduğu gibi, roller ve gerçekliğin kurulma biçimleri de çoktur. Dolayısıyla, farklılıkların (söz gelimi, cinselliklere, yaşlara ve ırklara) tanınması postmodern feminizmin ana kaygılarından biridir.

Postmodern feministler

Postmodern feministler, gruplar ve bireyler arasındaki farklılıkların tanınması konusu kadar, “yapısöküm” üzerinde de önemle durmuşlardır. Özellikle erkek dilini ve eril bir dünya görüşünü yapısöküme uğratmanın yolunu aramışlar ve bunların yerine, akıcı ve açık terimlerle kadınların deneyimlerini daha iyi yansıtabilecek bir dil yaratmaya çalışmışlardır. Birçok postmodern feministe göre erkekler dünyayı ikili karşıtlıklar (iyi-kötü, güzel-çirkin gibi.) çerçevesinde kavramaktadır. Onlara göre, erkekler erkeği normal, kadını ise erkekten bir sapma olarak görürler.

Söz gelimi, modern psikiyatrinin kurucusu olan Sigmund Freud, kadınları penisleri olmayan erkekler olarak görmüş ve kadınların penis sahibi olamadıkları için erkeklere karşı bir kıskançlık beslediğini ileri sürmüştür. Bu eril dünya görüşünde kadın daima ‘öteki’ rolüne mahkum olmaktadır. Yapısöküm ikili karşıtlıklar halinde bulunan kavramları hedef alır ve karşıtlarıyla beraber bu kavramları yeni ve daha olumlu bir biçimde düzenler.

Postmodern feminizmin, feminist hareketin daha tartıştığımız önceki kollarıyla (liberalsosyalistköktencisiyah) anlaşamadığı söylenir (Carrington 1995, 1998). Bunun sebebi büyük ölçüde, postmodern feminizmin diğer birçok feministin kadınlara uygulanan baskılara ilişkin bütüncül bir açıklama sunulabileceğine ve bu soruna bir çözüm getirilebileceğine inanmakla hata yapaklarını düşünmesinden kaynaklanmaktadır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir