Kapat

Öğrenme Yeteneği

Anasayfa
Genel Psikoloji Öğrenme Yeteneği
Öğrenme Yeteneği 1

Öğrenme Yeteneği

Psikologlar, insanın sözel öğrenmesini incelerken söz konusu olabilecek her türlü etkeni derinlemesine irdelemişlerdir. Bu bitmez çabalar sonucunda onbinlerce araştırma ve olgu ortaya çıkmıştır. Hâlâ da, her yıl bu konuda binden fazla araştırma yapılmaktadır. Çalışmalardan bazıları, ana ilkelerle ilgili “temel” araştırmalar, geri kalan çoğunluğu ise, bütün eğitim düzeylerindeki öğrencilerin daha başarılı olmaları için gerekli yöntemlerin bulunmasına hizmet edecek uygulamalı çalışmalardır. Bu ve bundan sonraki alt bölümler, hem temel ilkeleri hem de daha verimli çalışma yollarını kaynaştırarak birlikte sunmaktadır.

Öğrenmeye yardım eden veya köstekleyen etkenler üç ana grupta toplanabilir. Birinci grupta öğrenenle ilgili etkenler, yani onun öğrenmede daha az veya daha çok yetenekli olmasını sağlayan etkenler söz konusudur. Bu kişisel etkenlerin içine daha önceki öğrenme çeşitleri ve miktarları da girer. İkinci grupta; öğrenme yöntemleri, yani öğrenenin nasıl bir yol izlediğiyle ilgili etkenler vardır. Üçüncü grupta ise, öğrenilecek malzemenin türü söz konusudur.

Öğrenen ele alındığında, bireylerin doğal olarak gerek psikolojik ve gerekse diğer bakımlardan pek çok farklılıklar gösterdikleri görülür. Psikolojik özelliklerden bazıları öğrenme yeteneğini pek az etkilerken, diğerleri oldukça önemlidir. Bu oldukça önemli özellikleri 4 başlıkta incelemek mümkündür: (1) zeka, (2) yaş, (3) genel uyarılmışlık hali ve kaygı, (4) daha önceki öğrenmelerden olan aktarmalar.

zeka

zeka

Zeka

İnsanların, zeka testleri ile ölçülen zeka düzeyleri, onların ne kadar kolaylıkla öğrenebilecekleri konusunda büyük farklar doğurmaktadır. Hatta zeka, bazı psikologlar tarafından öğrenme yeteneğinin ölçüsü olarak tanımlanır.

Çocukların okumayı öğrenmedeki ilerleyişleri zekalarıyla, diğer bir deyişle zeka yaşlarıyla ilişkilidir. Çocuklar ancak 6 – 6.5 zeka yaşında iken okumada çabuk ilerleyebilirler; bunun altında iken oldukça zorlanırlar. Zeka bölümünün (ZB) (intelligence quotient: IQ) hesaplanmasında kullanılan formül, 100 x zeka yaşı / takvim yaşıdır. Zeka yaşı takvim yaşından çok büyükse, çocuk çok parlak olarak nitelendirilir. Şayet aksi çıkarsa, geri zekalı olarak nitelendirilir. Normal zeka ranjı içindeki çocuklar, zeka yaşları 6’ya vardıktan sonra, eninde sonunda okumayı öğrenirler. Aynı zeka etkeni bütün sözel öğrenmelerde söz konusudur; örneğin, çok geniş kelime dağarcığı kazanmak gibi bazı güç sözel becerileri, sadece oldukça parlak zekalı kişiler başarabilir.

yaş

yaş

Yaş

Birkaç yıl önce bir eylemci öğrenci, 30 yaşını geçen kişilerin zeka bakımından büyük ölçüde gerilediğini öne sürmüştür. Bugün 30 yaşını geçmiş olması gereken bu öğrenci, acaba şimdi ne düşünmektedir? Şimdiki düşüncesi ne olursa olsun, o zamanki düşüncesi yanlıştı. Sözel öğrenme yeteneği doğuşta sıfırdır. Fakat bu yetenek 17-20 yaşa kadar durmadan gelişir. Ondan sonra yaklaşık 50 yaşa kadar sabit kalır. Bu yaştan sonra ise en azından yeni malzemenin öğrenilmesi açısından düşmeye başlar.

Diğer taraftan, öğrenileni kullanma yeteneğine ağırlık veren zeka testi puanları, ileri yaşlarda çok az düşüş gösterir. Öyleyse, 20 yaş civarında en yüksek düzeye erişen “iş görür” zekanın, bundan sonra bütün yaşam boyunca hemen hemen sabit kaldığı söylenebilir. (Otuz yaşın altında olan insanlarla üstünde olanlar arasında bazı önemli farklar vardır. (Ancak bu farklar  ele alınacak olan tutum ve tutum değişmesi alanına girmektedir.) Yaşın zeka bölümü için önemli olduğu devre, büyüme çağıdır. Çünkü, sözel öğrenme yeteneği bu çağlarda artar. Şayet zeka yüksekse, sözel öğrenme yeteneği doruk noktaya ulaşır; eğer zeka düşükse, bu yetenek daha düşük bir düzeyde sabitleşir.

genel uyarılmışlık hali

genel uyarılmışlık hali

Genel Uyarılmışlık Hâli ve Kaygı

İnsanlar kaygı duymadan da genel uyarılmışlık hâline (arousal) gelebilirler; eğer kaygı duyuyorlarsa mutlaka genel uyarılmışlık hâlindedirler. Her iki durum da öğrenmeyle ilişkilidir.

Herhangi bir şey öğrenebilmek için, bireyin uyarılmış durumda olması gerekir. Sözel öğrenme durumunda, karmaşık beyin işlemleri söz konusu olduğundan, genel uyarılmışlık hâli özellikle gereklidir. Okul çalışmalarında da, birey tamamen uyanık değilse ve bütün enerjisini yapılan iş üzerinde odaklaştırmamışsa kendisinden iyi bir öğrenme beklenemez. Çoğu kişi için yatakta ders çalışmak gibi herhangi bir gevşeme eğilimi, öğrenmeyi engelleyici bir durumdur. Çünkü, böyle anlardaki genel uyarılmışlık düzeyi çok düşüktür. Diğer taraftan, çok aşırı uyarılmışlık düzeyi de öğrenmeyi engelleyici bir durum oluşturur. Duygusal yönden bir karışıklık içinde bulunan kimseler iyi bir öğrenme davranışı gösteremezler.

Genellikle müphem bir korku olarak tanımlanan kaygı da tıpkı genel uyarılmışlık hâli gibi öğrenmede önemlidir; fakat ikisi arasındaki ilişki pek basit değildir. Değişik kaygı düzeyindeki lise öğrencilerinin okul başarıları üzerinde yapılmış olan geniş kapsamlı bir araştırma (Spielberger, 1962), kaygı ile öğrenme arasındaki ilişkinin akademik yeteneğe bağlı olduğunu ortaya koymuştur. Grafikteki iki çizginin, akademik yetenek ölçeğinin sağ ve sol uçlarında kesiştiğine dikkat ediniz. Bunun anlamı, akademik yeteneği çok düşük ya da çok yüksek olan öğrenciler için kaygı durumunun çok az etkili olduğudur. Bu durumlardan birincisinde, düşük yetenek, öğrencileri engelleyen asıl faktördür. Diğer durumda ise, birey öğrenmeyi o kadar kolay bulur ki kaygı onu etkilemez. Fakat orta yetenek düzeyinde bulunan öğrenciler için kaygı düzeyi oldukça önemlidir. Yüksek kaygılı olanlar, düşük kaygılı olanlara kıyasla çok daha başarısızdırlar.

Bu ilişkinin nedenleri çok karmaşıktır. Yüksek kaygılı olan öğrenciler akademik olmayan konularda o kadar kaygı duyabilirler ki çalışırken ilgili konuya kendilerini yeterince veremezler; ya da test durumunda o kadar kaygılanırlar ki “tutulup kalır”lar. Fakat bu ilişkide dikkat de önemli bir etkendir. Yüksek kaygı, öğrencilerin zihinlerini çalıştıkları konu üzerinde toplamalarını önler; özellikle neyi öğrenmeleri gerektiğini görmelerine engel olur.

Özetle: En iyi öğrenmeyi yapabilmek için kişilerin tamamen uyanık ve genel uyarılmışlık halinde olmaları gerekir ki bütün enerjilerini öğrenme işine verebilsinler. Bununla birlikte, çok fazla kaygılı olmamak da gerekir; zira kaygı verimli öğrenmeyi aksatır.

Eski Öğrenilenin Aktarılması

Eski Öğrenilenin Aktarılması

Eski Öğrenilenin Aktarılması

Öğrenenin diğer önemli bir özelliği, yeni bir öğrenmeye başlarken beraberinde getirdiği eski öğrenmelerdir. Yetişkin kişiler hiçbir yeni öğrenmeye sıfırdan başlamazlar. Bu kimselerin okul içinde ve dışında yıllar süren öğrenme yaşantıları olmuştur ve her yeni öğrenme eskinin üzerine kurulur. Öğrenmenin aktarılması (transfer of training) olarak adlandırılan bu olayın öğrenmeye katkısı veya zararı olabilir. Şayet söz konusu aktarmanın yeni öğrenmeye katkısı varsa, buna olumlu aktarma (positive transfer), engelleyici bir özelliği varsa olumsuz aktarma (negative transfer) denilmektedir.

Olumlu ve olumsuz aktarmayı kontrol eden kurallar titiz bir şekilde incelenmiştir. Bu kurallar daha çok, önceki öğrenme durumunda yer alan uyarıcı ve davranımlarla, o anda yapılan öğrenmedeki uyarıcı ve davranımlar arasındaki benzerliğe bağlıdır. Olumlu ve olumsuz aktarma durumlarında geçerli olan kurallar, klasik bir deney sonucunda ortaya konmuştur (Bruce, 1933).

deney

  • Denekler eşleştirilmiş çiftlerden oluşan iki liste öğrenmişlerdir. Birinci listenin öğrenilmesi ikinci listeden önce yapıldığı için buna “eski” öğrenme, ikinci listenin öğrenilmesine ise “yeni” öğrenme denilmiştir. Deneyin amacı, eski öğrenmenin yeni öğrenmeyi nasıl etkilediğinin bulunmasıdır. Her iki öğrenme durumu için de anlamsız hecelerin uyarıcı-davranım çiftleri olarak kullanıldığı çeşitli listeler hazırlanmıştır. Birinci koşulda, iki öğrenme durumunda kullanılan uyarıcılar farklı, öğrenilmesi gereken davranımlar aynıdır. İkinci koşulda uyarıcılar aynı, öğrenilmesi gereken davranımlar farklıdır, Üçüncü koşulda uyarıcılar aynı olmamakla beraber benzerdirler; davranımlar ise aynıdır. Dördüncü koşulda uyarıcılar aynı, davranımlar ise sadece benzerdir.

Bu ve buna benzer pek çok deney sonucunda, eski ve yeni öğrenmeler
arasında ne kadar ve ne yönde aktarma olacağı konusunda bazı kurallar bulunmuştur. Bu
kurallar aşağıda ki gibidir:

  1. Olumlu aktarma, bireyin farklı uyarıcılara karşı aynı davranımı yapmayı öğrenmesi durumunda meydana gelir.
  2. Olumsuz aktarma, bireyin iki işlemdeki benzer uyarıcılara birbirine benzer olmayan, zıt ya da çatışan davranımları öğrenmesi durumunda görülür.
  3. İki işlemdeki uyarıcıların benzerliği olumlu ya da olumsuz aktarmanın miktar’ını belirler. Uyarıcılar arasındaki benzerlik ne kadar büyükse aktarma o kadar çok olur.
  4. Davranım benzerliği ise büyük ölçüde aktarmanın yön’ünü, yani olumlu aktarma mı olumsuz aktarma mı olacağını belirler. Davranımlar ne kadar benzerse olumlu aktarma o kadar çok olur; davranımlar ne kadar benzemezse olumsuz aktarma o kadar çok olur.
uyarıcı benzerliği

uyarıcı benzerliği

Uyarıcı benzerliği

Eski ve yeni öğrenmeler arasındaki olumlu aktarma, uyarıcı benzerliği tarafından kolaylaştırılmaktadır. Diğer bir deyişle, uyarıcı benzerliğinin olması yeni öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu durum, bir uyarıcı genellemesi örneğidir.  Pavlov’un klasik koşullama deneyinde, çıngırak sesine salya salılamaya koşullanan bir köpek, zil ve metronom sesine de aynı tepkide bulunmaktaydı. Çünkü bu sesler, çıngırak sesine benzer uyarıcılardır.

Aynı kural, bütün öğrenme durumlarında da geçerlidir. Biri sözel öğrenme, diğeri de sözel olmayan öğrenme durumlarıyla ilgili iki örnek verelim. Herhangi bir marka ve modeldeki arabayı sürmeyi öğrenen bir kimse, genellikle, bu öğrenmesini başka bir marka arabaya aktarmada pek güçlük çekmez. İkinci arabanın kontrol panelindeki aletler biraz daha farklı düzenlenmiş, ön cam biraz daha yüksek ve geniş olabilir; dolayısıyla ilk önceleri araba yabancı gelebilir. Fakat genelde, her iki marka arabada da bulunan uyarıcı durumları benzerdir ve burada olumlu aktarma kolayca söz konusu olacaktır. Aynı şekilde, daha önce öğrenilmiş dile benzeyen yabancı bir dilin öğrenilmesinde de olumlu aktarma olacaktır, örneğin; Yunanca veya Latince biliyorsanız, Fransızcayı öğrenmeniz daha kolay olur. Çünkü, her üç dilde de kelime kökleri çok benzerdir. Aynı şekilde, Latince, İtalyanca veya İspanyolcanın öğrenilmesinde de yardımcı olur. Çünkü Latince, her ikisi için de ortak kaynaktır.

Davranım benzerliği

Davranım benzerliği

Davranım benzerliği

İki işlemde yer alan davranımlar arasındaki benzerlik de olumlu aktarmayı kolaylaştırır. Bu ilkenin en iyi örnekleri sözel olmayan öğrenme durumlarında görülür. Örneğin, kullandığınız otomobili değiştirdiğinizde olumlu aktarma kolayca olur. Çünkü, bu durumda sadece uyarıcılar değil davranımlar da benzemektedir. Her iki durumda da sürücü sağ ayağını hem frene hem de gaza basmak için kullanır. Aynı şekilde tenis oynamayı bilen bir kimse, masa tenisi veya badmington∗ oynamayı çabucak öğrenebilir. Çünkü, her üç oyunda da benzer davranımlar ve beceriler söz konusudur. Fakat oldukça benzer durumlarda birbirine zıt davranımların yapılması öğreniliyorsa, olumsuz aktarma meydana gelir. Bu durumda daha önce öğrenilmiş olanlar yeni öğrenmeyi o kadar geciktirir ki kişinin hiçbir eski yaşantısı olmasaydı daha iyi olurdu diye düşünülebilir.

Örneğin, kar kızağını kullanan bir kişinin planör kullanmayı öğrenmesinde bazı güçlükler doğabilir. Çünkü, sağ ayağı ileri uzatmak, kızağı sola döndürürken planörü sağa döndürür. Pek çok insan, dümen yekesi ile kayığı idare etmeyi zor bulur. Çünkü, dümen yekesini sola itince, kayık sağa gider ve bu da insana ilk başta alışılmadık gelir. Uçakların ilk kullanılmaya başladığı günlerde, yeni bir uçak modelinin kumanda aygıtları eski modeldekilere kıyasla farklı yerlere yerleştirilince, pilotlar sık sık büyük, hatta bazen ölümle sonuçlanan hatalar yapmışlardır. Bugün uçak mühendisleri, insanlara özgü bu önemli faktörün farkına varmışlar ve pilot kabinindeki kontrol aygıtlarının yerlerini standartlaştırmışlardır.

Eğitimde öğrenmenin aktarılması

Eğitimde öğrenmenin aktarılması

Eğitimde öğrenmenin aktarılması

Eğitimciler her zaman aktarma konusuna önem vermişlerdir; çünkü, aktarma olmazsa eğitimin anlamı kalmaz. Eğitimdeki temel düşünce, bir düzeyde yapılan öğrenmenin kişiyi, daha üst düzeydeki bir öğrenmeye hazırladığıdır. Bundan dolayı, bazı üniversite dersleri diğer bazı dersler için öngerektir. Eğitimdeki bir başka temel sayıltı (assumption); okulda öğrenilenlerin, okul dışındaki işlere ve çalışma hayatına aktarılabileceğidir.

Eğitimcilerin aktarma olayı hakkındaki fikirleri, bu süreçle ilgili bilgiler arttıkça değişmektedir. On dokuzuncu yüzyıl ve daha öncesinde, okul çocuklarına Latince, Yunanca ve Aristo mantığı gibi çok özel bazı konular öğretilirdi. Bu yaklaşımın altındaki temel düşünce, herhangi bir konuyu, özellikle klasik konuları öğrenmenin, hemen hemen bütün yeni öğrenmelere aktarılacağıydı. Fakat eğitimciler yaptıkları çalışmalar sonunda, aktarmanın bu kadar genel olmadığını bulmuşlardır. Bu sonuçlara göre aktarma, uyarıcı ve davranımlar benzer olduğu ölçüde söz konusudur.

Eğitim sürecinde kazanılanlardan, günlük hayata aktarılanın fazla olması için, bu iki durumda yer alan uyarıcı ve davranımlar mümkün olduğu kadar birbirine benzer olmalıdır. Bunu başarmanın bir yolu da eğitimin mümkün olduğu kadar “gerçekçi” olmasıdır. Yüksek eğitim düzeylerinde aktarma miktarının fazla olması, öğrenciye, yeni öğrenilen malzemenin daha önce öğrenilmiş olanlarla benzerliğini göstermekle mümkün olur.

Özet

Kişinin öğrenme yeteneği zeka, yaş ve genel uyarılmışlık hâline bağlıdır. Zeka ne kadar yüksekse öğrenme o kadar hızlı olur. Öğrenme yeteneği ilk yetişkinlik çağlarına kadar artar, sonra bir müddet sabit kalır, orta ve ileri yaşlarda hafif bir düşme gösterir. Genellikle en iyi öğrenme için yüksek bir genel uyarılmışlık düzeyi gerekir. Ancak çok fazla uyarılmışlık, özellikle kaygıyla birlikte ise, öğrenmeyi aksatır. Bunun yanı sıra bireyin öğrenme yeteneği daha önceki öğrenmelerine de bağlıdır. Daha önce yapılmış öğrenmeler, eski ve yeni öğrenme durumunda yer alan uyarıcı ve davranımlar arasındaki benzerliğe göre yardımcı veya köstekleyici rol oynayabilir. İki öğrenme durumunda yer alan uyarıcı ve davranımlar arasındaki benzerlik olumlu aktarmaya, davranımlar arası benzemezlik ya da zıtlık olumsuz aktarmaya yol açar.

“Öğrenme Yeteneği” üzerine 25 yorum

  1. FATİH YETİM says:
  2. Filiz guleroglu says:
  3. sohbet says:
  4. Samet AK says:
  5. Bulent says:
  6. Ahmet Barut says:
  7. yunus says:
  8. WixAdam says:
  9. FATİH YETİM says:
  10. seydi altındağlı says:
  11. Mahmut Korkmaz says:
  12. halil aslan says:
  13. Bora Ozbek says:
  14. onixa says:
  15. kadir says:
  16. Fatih says:
  17. İstanbul Nakliyat firmaları says:
  18. ihsan14 says:
  19. takiple kazan says:
  20. FATİH YETİM says:
  21. Adam Zeki says:
  22. Orakcı Blog says:
  23. onur1 says:
  24. veysel ata says:
  25. ozan per says:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir