Kapat

Modern Psikoloji Tarihinde Düşünce Ekolleri

Anasayfa
Genel Psikoloji Modern Psikoloji Tarihinde Düşünce Ekolleri
Modern Psikoloji Tarihinde Düşünce Ekolleri

Modern Psikoloji Tarihinde Düşünce Ekolleri

Psikolojinin ayrı bir bilim dalı olarak 19. yüzyılın son çeyreğinde geliştiğini daha önce ifade ettik. Yeni psikolojinin ilk yıllardaki çizgisi Wilhelm Wundt’tan çok etkilenmişti. Wilhelm Wundt bu yeni bilimin (“kendisinin” yeni biliminin) alması gereken şekil hakkında kesin düşüncelere sahipti. Psikolojinin ana temasını, araştırma metotlarını, araştırmacıların çalışmaları gereken konu başlıklarını ve bu yeni bilimin amaçlarım belirlemişti. Kuşkusuz kendi çağının temel niteliklerinden, fizik ile felsefe alanlarında o dönemlerde geçerli olan düşüncelerden de etkilenmişti. Buna rağmen, muhtelif düşünce çizgilerinin hepsinden sonuç çıkararak çağın temsilcisi olma rolü Wundt’a ait oldu. Hem kişiliğinin ikna edici gücü, hem de yoğun yazı ve araştırmaları sayesinde yeni psikolojiyi şekillendirmişti. Eponim gerçek veya efsanevi bir kişinin adının bir ülkeye, bir çağa veya bölgeye verilmesi durumudur; aynı zamanda da ülkeye, çağa vs. adım veren kişidir (ç.n.) kaçınılmaz olanın (yani psikolojinin bir bilim dalı olarak kurulmasının) sınırlan zorlayan öncüsü olması sebebiyle, psikoloji bir süre için sadece onun hayallerinde ki bir şekil almıştı.

Ekollerin ortaya çıkış nedenleri

Çok geçmeden bu durum değişti. Sayıları gittikçe artan psikologlar arasında anlaşmazlıklar baş gösterdi. Zeitgeist değişiyordu ve bunun doğal sonucu olarak genel kültürde ve diğer bilim alanlannda yeni düşünceler yükseliyordu. Yeni düşünce akımlarının bir yansıması olarak bazı psikologlar Wundt versiyonu bir psikolojinin ana temalaru hakkında ihtilaflar yaşamaya başladılar ve kendi düşüncelerini ileri sürdüler. Yüzyılın değişmesiyle birlikte, birkaç sistemli görüş ve düşünce ekolü birlikte varlık göstermeye başladı. Bu ekoller psikolojinin niteliği hakkında farklı tanımlar ortaya koydular.

“Düşünce ekolü” nedir

“Düşünce ekolü” (school of thought) terimi bir düşünce yapısını, düşünce hareketlerinin lideri ile birlik oluşturan bir grup psikologu anlatır. Bir ekolün üyeleri genellikle ortak problemler üzerinde çalışırlar ve aynı teorik veya sistematik yönelimi paylaşırlar.

Değişen düşünce ekolleri

Çeşitli düşünce ekollerinin ortaya çıkması ve hemen ardından güçlerini kaybetmeleri ve yerlerini başka ekollerin alması psikoloji tarihinin en çarpıcı özelliklerinden birisidir. B.F. Skinner “Psikolog değişen bir tablo ister. Her yarım nesilde bir şeyler yenilenir” (Skinner, 1983, s. 387) demiştir. Amerikan Psikoloji Derneğinin ilk resmi başkanı Leona Tyler “Psikoloji kendi tanımlarını bile ardında bırakan bir büyüme şekline sahiptir. İnsan yaşamının karmaşıklığı bunu nerdeyse kaçınılmaz yapar. İnsan yaşamının hangi alanı gözlem altına alınırsa alınsın, yeni nesil araştırmacıların daha önemli göreceği pek çok alan daima olacaktır” (Tyler, 1981, s.l) demiştir.

Paradigma öncesi aşama

Bir bilimin, düşünce ekollerine bölündüğü bu gelişim aşaması paradigma öncesi aşama (preparadigmatic stage) olarak adlandmlır (Kuhn, 1970). Model ya da kalıp anlamına gelen paradigmalar bir bilimsel disiplin içinde temel soru ve cevaplar üreten, kabul gömüş düşünce biçimleridir. Bilimsel evrimde paradigma nosyonunu ortaya atan Thomas Kuhn’un 1970’te yazdığı Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı eseri bir milyondan fazla satmıştır. Düşünce ekolleri bir alanı nitelendirdiğinde veya bir disiplinin üyelerinin çoğunluğu teorik ve metodik gerekçeler üzerinde fikir birliğine vardığında, daha olgun veya ilerlemiş bir aşamaya ulaşılır. Tam bu dönemde, ortak bir paradigma veya model, alanın bütününü tanımlar ve artık birbirine rakip küçük grup ve fikirler kalmaz.

Fizik tarihinde paradigmalann birbirini izleyişini görebiliriz. Galileo ve Newton’cu mekanik kavramı fizikçiler tarafından 300 yıl kadar kabul gördü. Ve bu süre boyunca alanda yapılan tüm çalışmalar bu paradigma çerçevesinde değerlendirildi. Ancak
pardigmaların hiç bozulmadan kalması söz konusu değildir. Bir disiplindeki insanların büyük çoğunluğu alanın ana temasını düzenleme ve çalışma usulü konusunda yeni bir yol kabul ederlerse paradigma değişebilir ve değişir de. Nitekim daha sonra, fizikçilerin büyük çoğunluğu Einstein’ın konuyu daha farklı bir yolla ele aldığı yeni modelini kabul edince, bu yeni model Galileo ve Newton’nun yaklaşımlar ile yer değiştirdi. Bir paradigmanın başka bir paradigmayla yer değiştirmesi “bilimsel bir devrim” olarak düşünülebilir (Kuhn, 1970).

Psikoloji henüz paradigmatik aşamalara ulaşmamıştır. Tarihinin 100 yıldan fazla bir döneminde psikoloji farklı tanımlar aramış, bunları kabul veya reddetmiştir. Fakat tek bir sistem veya bakış açısı bu muhtelif düşünceleri bir araya toplamaya muvaffak olamamıştır. Alan her biri kendine özgü teorik ve metodik yönelimlere bağlı, insan doğası çalışmalarına farklı tekniklerle yaklaşan, kendisini farklı bir jargon, dergi ve bir düşünce ekolünün diğer işaretleriyle gösteren çeşitli gruplarla, ihtisaslaşmış bir alan olarak kalmayı sürdürmüştür. Bilişsel psikolog George Miller bunu şöyle yorumladı: “Ne alanla bütünleşen tek bir standart metot veya teknik, ne de Darvvin’in evrim teorisi veya Newton’un hareket kanunları ile karşılaştırılabilir herhangi bir temel bilimsel prensip var gibi görünüyor” (Miller, 1985, s.42).

Her bir parça insan tabiatına farklı tekniklerle yaklaşırken, kendine has jargonu, dergileri ve bir düşünce ekolünün işaretleriyle geliştirip ilerleterek teorik ve metodolojik yönelimine sarılmıştır.

İlk düşünce ekolleri

Psikolojideki ilk düşünce ekollerinin her biri aslında dönemin mevcut sistemli düşüncesine karşı bir tepki hareketiydi. (Bazıları devrim niteliğindeydi.) Her bir ekol eski sistemde yetersiz ve eksik gördüğü noktalara dikkati çekmiş ve algılanan bu eksikliği gidermek amacıyla yeni açıklamalar, kavramlar ve araştırma stratejileri önermişti. Yeni bir düşünce ekolü bir bilim topluluğunun dikkatini çektiğinde sonuç bir zamanlar saygı duyulan fikrin reddedilmesi oluyordu. Birbiriyle uyuşamayan eski ve yeni düşünceler arasındaki zihinsel çalışmalar her iki tarafta da heyecanlı ve azimli mücadelelere dönüşüyordu.
Çoğu durumda, eski ekolün temsilcisinin yeni bir düşünce ekolünün görüşlerine tamamen inanması söz konusu değildi. Genel olarak zaman içerisinde, bu psikologlar kendi düşüncelerine hem duygusal hem de zihinsel olarak derinden bağlanıyorlardı. Daha genç ve daha az bağlı taraftarların pek çoğu yeni bir düşüncenin destekleyicileri durumuna geliyorlar ve diğerlerini kendi geleneklerine bağlı, giderek artan bir soyutlanma ve yalnızlık içerisinde kendi çalışmalarına terk ediyorlardı.
Fizikçi Max Planck “yeni bilimsel bir gerçek muhaliflerini ikna ederek ve onların görüşlerini değiştirmelerini sağlayarak değil, bu muhalifler zaman içerisinde öldüğü ve bu yeni bilimsel gerçeğe aşina bir nesil yetiştiği için zafer kazanır” (Planck, 1949, s.33) demiştir. Charles Darwin gençken şunları yazmıştır: “Her bilim adamı, yeni çıkan tüm öğretilere mutlaka karşı olacakları 60 yaşından önce ölse ne iyi olurdu.” (Darwin, Boorstin’den alıntı, 1983, s.468)
Psikoloji tarihinin rotası üzerinde, her biri bir öncekine etkili bir karşı çıkan farklı düşünce ekolleri gelişti. Her yeni ekol, eski muhalifini, üzerine saldırılacak ve hız kazanılacak bir taban olarak kullandı. Her bir düşünce ekolü ne olmadığını ve eski teorik sistemden farkının ne olduğunu açıkça ilan etti. Yeni bir sistem geliştikçe ve taraftar toplayıp etkili olmaya başladıkça, kendi muhalefetini kızıştırmış ve tüm mücadele sürecini yeniden başlatmıştır. Öncü saldırgan bir hareket bir kere başarılı olduktan sonra yerleşik gelenek yeni ve genç hareketin güçlü etkisi karşısında yenilir. Başarı gücü yıkar. Bir hareket muhalefetle beslenir. Muhalefet yenildiğinde bir zamanların yeni hareketinin gayret ve hırsı ölür.

Düşünce ekolleri hakkında

Bu ekollerin, en azından bazılarının, hakimiyetleri geçici olmuş buna rağmen, her biri psikolojinin gelişiminde temel bir rol oynamıştır. Bugünkü psikolojide hizipler daha önceki sistemdekilerle çok az benzerlik taşıdıkları halde, çağdaş psikolojide de ekollerin etkisi gözlemlenebilir. Çünkü yeni doktrinler eskilerin yerini almıştır. Psikolojideki düşünce ekollerinin işlevi yüksek binalar yaparken kullanılan yapı iskelesi ile karşılaştırılabilir (Hedb- reder, 1933). Yapı iskelesi sürekli olarak orada kalmayacağı halde, üzerinde çalışılacak bu iskele olmaksızın inşaat yapılamaz. İhtiyaç kalmadığında yapı iskelesi parçalanır. Benzer şekilde, bugünkü psikolojinin yapısı da düşünce ekolleri tarafından kurulan çatı ve kurallar dahilinde inşa edilmiştir.

Bizler bu ekollerin hiçbirisini bilimsel gerçeğin tamamlanmış bir öyküsü olarak düşünemeyiz. Bunlar hiçbir açıdan tamamlanmış ürünler değildir. Ekoller daha ziyade, psikolojinin, bilimsel gerçeğin yapısını oluşturup organize etmek üzere kullanmaya alışkın olduğu araçları, metotları ve kavramsal tasarıları sağlar. Dikkat ettiğimiz gibi, günümüz psikolojisi de son şeklini almış değildir. Yeni ekoller eskilerin yerini almış fakat hiçbir şey onların bir bilim oluşumunun evrimsel sürecindeki sürekliliğini garanti edememiştir. O halde düşünce ekolleri geçici, ancak psikolojinin gelişiminde gerekli aşamalardır diyebiliriz.

Psikolojinin heyecan verici yükselişi düşünce ekollerinin tarihsel gelişimi açısından değerlendirildiğinde en iyi şekilde anlaşılabilir. Seçkin insanlar, önemli katkılarda bulunmuşlar ve etkileyici kararlar almışlardır. Fakat onların önemi en çok kendilerinden önce gelenlerin oluşturduğu (ve onların bu fikirler üzerine inşa ettiği) fikirler ve izledikleri çalışmalar çerçevesinde düşünüldüğünde anlaşılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir