Kapat

Küreselleşme Tartışmaları

Anasayfa
Toplumsal Psikoloji Küreselleşme Tartışmaları
Küreselleşme Tartışmaları

Küreselleşme Tartışmaları

Son yıllarda küreselleşme çokça tartışılan bir konu haline gelmiştir. Pek çok kişi çevremizde önemli dönüşümler olduğunu kabul etmekle birlikte, bunların “küreselleşme” olarak açıklanmasının geçerliliğini tartışmaktadırlar. Bu, tümüyle şaşırtıcı değildir. Öngörülemeyen ve çalkantılı bir süreç olarak küreselleşme, gözlemciler tarafından farklı farklı görülmekte ve anlaşılmaktadır. David Held ve arkadaşları (Held 1999), tartışmayı incelemişler ve katılımcıları başlıca üç düşünce okuluna dahil etmişlerdir: Kuşkucular, aşırı küreselciler ve dönüşümcüler.

Küreselleşme tartışmaları : Kuşkucular

Kimi düşünürler, küreselleşme düşüncesinin gereğinden fazla büyütüldüğünü, küreselleşme tartışmasının yeni olmayan bir şey hakkında gereksiz yere çok konuşma olduğunu düşünmektedirler. Küreselleşme tartışmasında yer alan kuşkucular bugünkü ekonomik karşılıklı bağımlılık düzeylerinin pek eşsiz olmadığını düşünmektedir. Dünya ticareti ve yatırım düzeyleri hakkındaki ondokuzuncu yüzyıl istatistiklerine işaret eden kuşkucular, çağcıl kürselleşmeden tek farkının uluslar arasındaki etkileşimin yoğunluğu olduğunu ileri sürmektedir.

Kuşkucular, bugün ülkeler arasındaki temasın eskisine oranla daha fazla olduğu konusunda hemfikirdir, ancak onların gözünde bugünkü dünya ekonomisi, gerçekten de küreselleşmiş bir ekonomi oluşturamaya yetecek kadar bütünleşmiş değildir. Bunun nedeni, dünya ticaretinin büyük bölümünün üç bölgesel grup -Avrupa, Asya-Pasifik ve Kuzey Amerika arasındaki ticaret tarafından oluşturulmasıdır. Örneğin, Avrupa Birliği ülkeleri, öncelikle kendi aralarında ticaret yapmaktadır. Aynı şey öteki bölgesel gruplar için de geçerlidir; bu da tek bir dünya ekonomisi kavramını geçersiz kılmaktadır (Hirst 1997).

Aşırı küreselciler

Aşırı küreselciler

Küreselleşme tartışmaları : Aşırı küreselleşmeciler

Aşırı küreselleşmeciler, kuşkucuların tam karşısında yer alırlar. Bunlar küreselleşmenin, sonuçları neredeyse her yerde hissedilen gerçek bir olgu olduğunu ileri sürmektedir. Küreselleşme ulusal sınırlara kayıtsız olan bir süreç diye görülmektedir. Küreselleşme, güçlü sınır-ötesi ticaret ve üretim akımları yoluşla taşınan yeni bir küresel düzen yaratmaktadır. Aşırı küreselleşmecilerin en iyi bilinenlerinden birisi olan Japon yazar Keniche Ohmae, küreselleşmeyi “sınırsız bir dünya” piyasa güçlerinin ulusal hükümetlerden daha güçlü olduğu bir dünya yaratıyor diye görmektedir (Ohmae 1990,1995).

Aşırı küreselleşmecilerin ortaya koyduğu çoğu küreselleşme çözümlemesi, ulus-devletin değişen rolüne odaklanmaktadır. Bu çözümlemelerde, dünya ticaretindeki devasa büyüme yüzünden, tek tek ülkelerin artık kendi ekonomilerini denetleyemedikleri ileri sürülmektedir. Ulusal hükümetler ve bu hükümetlerdeki siyasetçiler kendi ülkelerinin sınırlarını aşan sorunlar, çalkantılı finansal piyasalar ve çevresel tehditler gibi üzerinde denetim kurma güçlerini giderek yitirmektedir. Vatandaşlar, politikacıların bu tür sorunları ele alma yeteneklerin sınırlı olduğunu fark etmekte ve sonuç olarak varolan yönetim düzenlerine karşı inançlarını yitirmektedir. Aşırı küreselleşmecilerin bir bölümü ulusal hükümetlerin güçlerine bir meydan okumanın da yukarıdan Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü ve başkaları gibi yeni bölgesel ve uluslararası kurumlardan geldiğine inanmaktadır.

Dönüşümcüler

Dönüşümcüler

Küreselleşme tartışmaları : Dönüşümcüler

Dönüşümcülerin konumu daha ortalarda yer alıyor. Bunlar küreselleşmeyi, modern toplumları şu anda biçimlendiren geniş bir değişiklikler yelpazesinin gerisindeki merkezi güç diye görmektedir. Onlara göre, küresel düzen dönüşüm geçirmektedir; ne ki pek çok eski kalıp varlığını bugün de sürdürmektedir. Örneğin, hükümetler küresel karşılıklı bağımlılıktaki artışa karşın yine büyük bir gücü ellerinde tutuyorlar. Bu dönüşümler yalnızca iktisadi nitelikte değil, siyaset, kültür ve kişisel yaşam alanlarında da aynı derecede önemliler. Dönüşümcüler bugünkü küreselleşme düzeyinin içsel ve dışsal, yurt içi ve uluslararası alanlar arasındaki kurulu sınırları yok ediyor olduğunu düşünmektedir. Bu yeni düzene ayak uydurmaya çalışan toplumlar, kurumlar ve bireyler, daha eski yapıların sarsıldığı bağlamlarda yollarını bulmak zorundalar.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sponsor