Kapat

Köktenci Feminizm

Anasayfa
Toplumsal Psikoloji Köktenci Feminizm
Köktenci Feminizm 1

Köktenci Feminizm

Köktenci feminizmin çekirdeğini, kadın sömürüsünden ve kadınlar üzerinden çıkar sağlanmasından erkeklerin sorumlu olduğu düşüncesi oluşturur. Feminizmin bu dalının temel ilgi alanı ataerkillik  kadınların dizgesel biçimde erkek egemenliği altına alınması çözümlemesidir. Ataerkillik her zamanda ve her kültürde mevcut olan evrensel bir fenomen olarak görülür. Köktenci feministler, toplumda kadınlara uygulanan baskının kaynağı olarak genellikle aile üzerinde yoğunlaşırlar. Erkeklerin, kadınların ev içinde sarf ettikleri ücretsiz emeğe bel bağlayarak onları sömürdüklerini savunurlar. Erkekler bir grup olarak, kadınların güçlü ve etkili konumlara gelmelerini de engellerler.

feminizm

feminizm

Köktenci feministler düşüncesi

Köktenci feministler ataerkilliğin temellerine ilişkin yorumlarında birbirinden ayrılsalar da, çoğu ataerkilliğin kadın bedenini ve cinselliğini bir biçimde mal haline getirdiği konusunda hemfikirdir. İlk köktenci feminist yazarlardan biri olan Shulamith Firestone (1971), erkeklerin kadınların çocuk doğurma ve yetiştirmeyle ilgili rollerini denetim altında tuttuğunu savunur. Kadınlar biyolojik olarak çocuk doğura bildikleri için, korunma ve geçinme bakımından maddi anlamda erkeklere bağımlı hale gelirler. Bu “biyolojik eşitsizlik” çekirdek aile biçiminde toplumsal olarak örgütlenir. Firestone kadınların toplumsal konumlarını tasvir etmek için bir “cinsiyet sınıfı”ndan söz eder ve kadınların ancak ailenin ve bu aileyi ıralayan iktidar ilişkilerinin ilga edilmesiyle özgür kalabileceklerini ileri sürer.

Köktenci feministler farkları

Diğer köktenci feministler ise erkek egemenliğinin merkezinde erkeklerin kadınlara uyguladığı şiddetin bulunduğuna işaret ederler. Bu görüşe göre, aile içi şiddet, tecavüz ve cinsel taciz gibi eylemler, kendilerine özgü ruhsal ya da adli kökleri olan münferit vakalar olmayıp hepsi birden kadına uygulanan dizgesel baskının birer parçasıdırlar. Gündelik yaşamdaki sözel olmayan iletişim, dinleme şekilleri, sözünü kesme ve kadının kamusal alandaki rahatlık duygusu gibi- etkileşimler bile toplumsal cinsiyet eşitsizliğine katkıda bulunur. Dahası, diye devam eder sav, güzelliğe ve cinselliğe ilişkin yaygın anlayışlar, erkekler tarafından belli bir dişillik tipi yaratmak maksadıyla kadınlara dayatılır.

Söz gelimi, zayıf bir beden ve erkeklere karşı itaatkar ve korumacı tavırlar, kadınların madunluğunu kalıcı hale getirmeye yardımcı olur. Kadınların medya, moda ve reklamlar yoluyla “nesneleştirilmesi,” kadınlan asıl rolleri erkekleri tatmin edip eğlendirmek olan birer cinsel nesneye dönüştürür. Köktenci feministler, kadınların cinsel baskıdan reformlar ya da kademeli bir değişim yoluyla kurtulabileceğine inanmazlar. Ataerkilliğin dizgesel bir fenomen olmasından ötürü toplumsal cinsiyet eşitliğinin ancak ataerkil düzenin yıkılmasıyla sağlanabileceğini savunurlar.

Ataerkil ve cinsiyet eşitsizliği

Ataerkilliğin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini açıklayıcı bir kavram olarak kullanılması feminist kuramcılar arasında oldukça yaygındır. “Kişisel olan siyasidir” şiarıyla hareket eden köktenci feministler, kadınlara uygulanan baskının birbiriyle bağlantılı pek çok boyutuna geniş çevrelerin dikkatini çekmeyi başarmışlardır. Erkek şiddetine ve kadınların nesneleştirilmesine yaptıkları vurgu, bu meseleleri kadınların madunluğuyla ilgili ana akım tartışmaların merkezine taşımıştır.

Köktenci feministlerin eşitsizlikle alakalı düşünceleri

Bununla beraber, köktenci feministlerin görüşlerine birçok açıdan karşı çıkılabilir. Herhalde, bu karşı çıkışlar arasında en yaygın olanı, kullanıldığı haliyle ataerkillik kavramının kadınların madunluğunu açıklama konusunda yetersiz kaldığıdır. Köktenci feministler, ataerkilliğin tarihte her toplumda görüldüğünü iddia etme eğilimindedirler bir başka deyişle, ataerkilliğin evrensel bir fenomen olduğunu ileri sürerler. Gelgelelim eleştirmenler böyle bir ataerkillik kavramının tarihsel ya da kültürel çeşitlemelere yer bırakmadığını savunurlar. Üstelik ırk, sınıf ya da etnik kökenin kadının madunluğunun doğası üzerinde önemli ölçüde etkili olabileceğini de görmezden gelirler. Bir başka deyişle, ataerkilliği evrensel bir fenomen olarak görmek mümkün değildir: aksi takdirde, biyolojik indirgemecilik toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle ilgili tüm karmaşık sorunları kadınlarla erkekler arasındaki basit bir ayrıma bağlama hatasına düşülür.

Sylvia Walby, ataerkillik kavramına ilişkin önemli bir yeniden kavramlaştırma gerçekleştirmiştir. Walby, ataerkillik kavramının belli biçimlerde kullanılması koşuluyla yararlı ve değerli bir araç olduğunu savunur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir