Kapat

İşlevselci Yaklaşımlar

Anasayfa
Toplumsal Psikoloji İşlevselci Yaklaşımlar
İşlevselci Yaklaşımlar

İşlevselci Yaklaşım

İşlevselci yaklaşım toplumu parçalan birbiriyle bağlantılı olan bu parçalar dengededir. Akıcı biçimde işleyen ve toplumsal dayanışmayı üreten bir dizge olarak görür. Bu nedenle, toplumsal cinsiyetle ilgili işlevselci ve işlevselcilikten esinlenen yaklaşımlar; toplumsal cinsiyet farklılıklarının toplumsal istikrar ve kaynaşmaya katkıda bulunduğunu göstermeye çalışırlar. Eskiden büyük destek gören bu görüş, toplumsal gerilimleri uzlaşma uğruna gözardı etmekle ve muhafazakar bir toplumsal dünya görüşünü yaymakla ağır şekilde eleştirilmiştir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği doğal olduğuna vurgu

“Doğal farklılıklar” düşünce okuluna mensup yazarlar, erkekler ve kadınlar arasındaki iş bölümünün biyolojik temelli olduğunu savunmaktadırlar. Kadınlar ve erkekler, biyolojik bakımdan en uygun oldukları görevleri yerine getirirler. Bu bakıma, insan bilimci George Murdock, kadınların ev işleri ile ailevi sorumluluklara odaklamasını, erkeklerinse ev dışında çalışmasını gerçekçi ve uygun bir tutum olarak görmüştür. Murdock (1949), iki yüzden fazla toplumu kapsayan kültürlerarası bir çalışmayı temele alarak, cinsiyete dayalı iş bölümünün her toplumda mevcut olduğu sonucuna varmıştır. Her ne kadar bu durum bir biyolojik “programlanmanın” sonucu değilse de, toplumsal örgütlenmenin en mantıksal temellerini oluşturmaktadır.

Önde gelen işlevselci düşünürlerden Talcott Parsons, ailenin sanayi toplumlarındaki rolü üzerine çalışmıştır (Parsons ve Bales 1956). Parsons özellikle çocukların toplumsallaştırılması konusuyla ilgilenmiş, istikrarlı ve destekleyici aile yapısının başarılı bir toplumsallaşmanın anahtarı olduğuna inanmıştır. Parsons’ın görüşüne göre, aile kurumu en verimli şekilde, belirgin bir cinsiyet ayrımına dayalı işbölümüne ve kadınların çocuklara baktıkları, güvenliklerini sağladıkları ve onlara duygusal destek verdikleri dışavurumsal roller üstlendikleri durumlarda işler. Diğer yandan, erkekler ise araçsal roller üstlenmelidirler yani, eve ekmek getiren olmalıdırlar. Bu rolün gergin doğası gereği, kadınların dışavurumsal ve bakıcılık eğilimleri erkeklerin sakinleştirilmesi ve rahatlarının sağlanması için kullanılmalıdır. Cinsler arasındaki biyolojik ayrıma dayalı bu tamamlayıcı iş bölümü, aile içinde dayanışmayı sağlayacaktır.

Çocuk Yetiştirme

Çocuk Yetiştirme

İşlevselci Yaklaşım Çocuk yetiştirme

Çocuk yetiştirmeye ilişkin bir başka işlevselci bakış açısı ise, annenin çocukların ilk toplumsallaşma süreçleri açısından hayati önemi olduğunu ileri süren John Bowlby (1953) tarafından geliştirilmiştir. Eğer anne yoksa ya da çocuk annesinden küçük yaşta ayrılırsa ki bu duruma anneden yoksunluk denir  çocuk büyük bir yetersiz toplumsallaşma riski ile karşı karşıya kalır. Bu durum çocuğun hayatının ilerleyen dönemlerinde toplum karşıtı olması ya da psikopatik eğilimler göstermesi gibi ciddi toplumsal ve ruhsal sıkıntılar yaşamasına neden olabilir.

Bowlby bir çocuğun refahının ve ruhsal sağlığının, en iyi şekilde annesiyle kuracağı yakın ve sürekli bir kişisel ilişki yoluyla güvence altına alınabileceğini savunmuştur. Anne eksikliğinin “anne vekili” ile giderilebileceğini isteksizce kabul etmekle birlikte, bu vekilin de bir kadın olması gerektiğini öne sürmüştür -ki bu durum Bowlby’nin görüşüne göre anneliğin, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, ayrıksı biçimde dişi bir rol olduğu anlamına gelir. Bowlby’nin anne yoksunluğu savı, kimilerini çalışan annelerin çocuklarını ihmal ettiklerini ileri sürmeye götürmüştür.

Sonuç

Feministler, işbölümünün biyolojik temelleri bulunduğu yolundaki savları, toplumda doğal ya da kaçınılmaz hiçbir görev paylaşımı olmadığını ileri sürerek, keskin biçimde eleştirmişlerdir. Kadınları meslek edinmekten alıkoyan herhangi bir biyolojik temel yoktur; insanlar kendilerinden kültürel olarak beklenen rollere göre toplumsallaştırılırlar.

Anneden yoksunluk savının sorgulanabilir olduğuna işaret eden sağlam kanıtlar mevcuttur. Çalışmalar çocukların eğitim alanındaki başarılarının ve kişisel gelişimlerinin her iki ebeveynin de günün en az bir bölümünü evin dışında çalışarak geçirdiği durumlarda arttığım göstermiştir. Benzer şekilde, Parsons’ın “dışavurumsal” kadınlık hakkındaki görüşü de, bu tür görüşlerin erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliğine çanak tuttuğu gerekçesiyle feministler ve diğer sosyologlar tarafından kıyasıya eleştirilmiştir. Aile kurumunun akıcı biçimde işlemesi için “dışavurumsal” kadınlığın gerekliği olduğuna ilişkin inancın hiçbir temeli yoktur tersine, bu rol erkeklerin çıkarlarına hizmet ettiği için ödüllendirilmektedir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sponsor