Kapat

Doğal tarih teorisi – Doğal tarih teorisi nedir

Anasayfa
Genel Psikoloji Doğal tarih teorisi – Doğal tarih teorisi nedir
doğal tarih teorisi

Doğal tarih teorisi

Şu halde insanların çağları oluşturduğu görüşü tam olarak doğru değildir. Belki de, doğal tarih teorisinin belirttiği gibi çağlar insanları şekillendirir veya en azından kişinin söylemesi gereken şeylerin onaylanmasına imkan oluşturur.’-eitgeist yeni bir fikre hazır olmadığı sürece, bu fikrin sahibi sesini duyuramayabilir, duyursa bile ona gülünebilir hatta bu kişi bir kazıkta yakılabilir ki, bu da Zeitgeist’a bağlıdır.

Doğal tarih teorisine göre, örneğin Darwin henüz gençken ölseydi bile, evrim teorisi 19. yüzyılın ortalarında sessizce yükselecekti. Darwin olmazsa başka birisi bu teoriyi öne sürecekti çünkü Zeitgeist insan türünün kökenine ait yeni bir bakış açısının oluşumunu gerektiriyordu. Göreceğimiz gibi, bir başkası da böyle bir teori önermişti: Alfred Russel Wallace’ın evrim üzerine görüşleri şaşırtıcı düzeyde Darwin’in görüşlerine benziyordu.

Bir keşif ancak zamanı geldiğinde tanınabilir

Zeitgeist’m engelleyici veya erteleyici gücü sadece kültürel düzeyde değil, belki daha belirgin bir şekilde bilim içinde de tesirlidir. Dikkat ederseniz pek çok bilimsel keşif tekrar keşfedilip benimsenmeden önce, uzun bir süre uykudaymışçasına sessiz kalmıştır. Örneğin koşullu tepki kavramı ilk olarak İskoçyalı bir bilim adamı olan Robert Whytt tarafından 1763 yılında ortaya atılmış fakat daha sonra kimse bu kavramla ilgilenmemiştir. Bu kavram psikoloji araştırmacılarının daha nesnel metotları benimsedikleri bir sonraki yüzyılın bilimsel ruhuna uygundu ki, Ivan Pavlov bu dönemde, önceden yapılan gözlemleri ayrıntılı olarak açıklamış ve yeni bir psikoloji sistemine temel teşkil edecek şekilde genişletmiştir. Avusturyalı botanik bilimcisi Gregor Mendel’in genetik üzerine olan çalışmaları, muhtemelen pek tanınmayan bir dergide yayınlanmış olmasından dolayı, 35 yıl boyunca çok az tanınmıştı. Öyleyse her keşif kendi vaktini beklemek zorundadır. Sonuç olarak diyebiliriz ki bir keşif sıklıkla kendi zamanını beklemek zorundadır. Bir psikologun akıllıca dikkat çektiği gibi: “Bu dünyada artık yeni bir şey yok. Bugünlerde keşif diye geçen şeyler ferdi bir bilim adamının bazı iyi temellendirilmiş fenomenleri yeniden keşfidir” (Gazzaniga, 1988, s.231). Çağdaş bir psikolog “Bir keşfin belki de sadece en uğurlu zamanda yeniden keşfedildiğine” nasıl şaşırdığını dile getirmiştir (Atkinson, 1981, s.125).

Eşzamanlı keşif örnekleri de doğal tarih teorisini desteklemektedir. Birbirinden uzak coğrafyalarda çalışan insanların benzer keşiflerde bulunmaları, çoğunlukla birinin bir diğerinin çalışmalarından haberdar olmamasından kaynaklanır. 1900 yılında birbirinden tamamen habersiz üç araştırmacı Mendel’in çalışmasını tesadüfen yeniden keşfetmişti.

Bilimsel bir alanda revaçtaki teorik düşünceler bu alanda yeni bakış açılarının ele alınmasını sıklıkla zorlaştırır veya engeller. Bir teori, bir disiplinde öylesine hakim olabilir ki yeni bir araştırma metodunun oluşmasını engelleyip bastırabilir. Mevcut teori fenomenlerin ve verilerin tetkik edilip düzenlenme yollarını belirler, bu durum bilim adamının, verileri başka yollardan ele almasını engelleyebilir. Albert Einstein “Bizim neyi gözlemleyebileceğimizi belirleyen teondir.” demiştir (Broad Wade, 1982, s. 138’den aktanm).

Psikolog John Garcia geçerli uyarıcı-tepki

1970 yılında, psikolog John Garcia geçerli uyarıcı-tepki (U-T) öğrenme teorisine karşı çıkan araştırma sonuçlarını yayınlamaya girişti. Çalışması iyi yapılmış olarak değerlendirilmesine ve profesyonel olarak tanınmasına rağmen pek çok dergi onun makalelerini kabul etmedi. Bir ispanyol Amerikalısı olan Garcia, Deneysel Psikologlar Topluluğuna (Society of Experimental Psychologists) seçildi ve araştırması APA’nın Seçkin Bilimsel Katkı Ödülü’nü (APA’s Distinguished Scientific Contribution Award) aldı. Sonunda çalışması daha az tanınmış, tirajı düşük dergilerde yayınlandı. Ancak bu durum görüşlerinin yayılmasını geciktirdi.

Bir bilimdeki Zeitgeist, söz konusu bilimin araştırma metotları, teorik ifadelendirmeleri ve disiplinin ana temasının tanımlanması üzerinde kısıtlayıcı bir etkiye sahip olabilir.  Hatta bilimsel psikolojinin çalışma metotlan daha nesnel ve açık hale gelmesine rağmen araştırmalann odak noktası öznel olmayı sürdürmüştür. 1920’lere gelindiğinde psikoloji şuurunu tümüyle yitirmiş durumdaydı. Yarı asır sonra, başka bir Zeitgeist’in etkisi altında psikoloji, şuurunu yeniden bir araştırma alanı olarak görmeye başladı. Böylece bilim, günün koşullarına entelektüel değişimine sürekli olarak cevap vermiş oldu.

Doğal olarak anlayalım

Bizler bu durumu bir canlı türünün evrimiyle anoloji kurarak kolayca anlayabiliriz. Bilim de bir canlı türü gibi çevresel isteklere ve koşullara bir cevap olarak değişir ve gelişir. Peki zaman içerisinde bir türe ne olur? Çevre koşulları büyük ölçüde aynı kaldıkça çok az şey. Eğer çevre bir değişim içerisindeyse, tür ya yeni koşullara uyum sağlar ya da yok olma tehlikesiyle yüz yüze gelir.

Bir buzul çağının oluştuğunu, iklimin hissedilir derecede ısındığını veya bir bataklığın kuruduğunu farz edin. Bu olaylardan etkilenen bölgelerde canlı türleri hayatta kalabilmek için şekillerini değiştirmek zorunda kalırlar. Tüysüz bir tür, giderek soğuyan iklim koşullarıyla baş edebilmek için kürke ihtiyaç duyacaktır. Eğer önceden sığ sularda bulunan yiyecekler artık sadece derin sularda bulunuyorsa, kısa bacaklı türler uzun bacaklı türlere doğru evrim geçirmeye başlayacaktır.

Bazı türler çevresel değişikliklere uyum sağlayamazlar ve bilim bu türlerin sadece tarihsel kalıntılarından haberdar olur. Uyum sağlayabilenlerin bir kısmı temel özelliklerini muhafaza ederek, şekillerini çok az değiştirirler. Böyle durumlarda türün yeni şekli halen tanınabilir şekilde eski haliyle bağlantılıdır. Diğer bazı türler ise oldukça köklü bir değişim geçirirler ve yeni türler haline gelirler. Bunların atalarıyla olan ilişkileri kolayca anlaşılamaz. İster orta ister uç değişmeler söz konusu olsun, önemli olan canlı türlerinin çevresel koşullara uyum sağlayabilmesidir. Çevre daha çok değiştikçe, türler de daha çok değişmek zorunda kalır.

Bu durumun bir bilimin evrimiyle olan paralelliğini düşünün. Bilim de sürekli olarak cevap vermek durumunda olduğu çevresel koşullar içinde varlığını sürdürür. Bir bilimin ortamı, yani Zeitgeisfı, fiziksel olmaktan ziyade zihinsel ve sosyaldir. Bununla birlikte Zeitgeist, tıpkı fiziksel ortamlar gibi değişime maruz kalmaktadır. Bir nesli veya yüzyılı karakterize eden zihinsel ve sosyal bir iklim, daha sonra tamamen değişebilir. Böyle bir duruma örnek olarak Tanrı’ya olan inancın ve kilise öğretilerinin insan bilgisinin kaynağı olduğu düşüncesinin, bilime ve akla olan inançla yer değiştirmesini verebiliriz.

Bu değişiklikler meydana gelirken, bir kültürün bilgi ve değer sistemleri de yeni ortama uyum sağlamak zorundadır. Eğer bu sistemler yeni Zeitgeist’ın değerlerini yansıtma durumuna gelemiyorsa yok olmaya başlar. Dönemin Zeitgeist’ının İsa Mesih veya Muhammed Peygamber’in tebliğ ettikleri dine inanmayı destekleyecek yönde değişmesiyle, güneşe tapınmayı esas alan bir inanç sisteminin varlığını sürdürme şansı azalır.

Çağın gelişimine paralel psikoloji

Bu evrimsel süreç tüm psikoloji tarihine damgasını vurur. Zeitgeist ne zaman kurgu, meditasyon ve sezgiyi gerçeğe ulaşmanın yolları olarak görmüşse psikoloji de bu metotları desteklemiştir. Çağın ruhu ne zaman gözlemsel ve deneysel yaklaşımı gerçeğin yolu olarak kabul etmişse psikolojinin metotları da aynı doğrultuyu izlemiştir. Bir psikoloji formu kendini ne zaman iki farklı zihinsel ve sosyal iklimde bulsa, iki tür psikoloji oluşmuştur. Örneğin, psikolojinin ilk baştaki Alman formu ABD’ye göç ettiğinde tipik bir Amerikan formu oluşturulmak üzere değiştirilmişti. Oysa Almanya’da kalan psikoloji çok daha yavaş bir hızla değişmiştir.

Bizim Zeitgeist üzerine vurgu yapmamız bilim tarihindeki büyük adamların ve kadınların önemini kabul etmediğimiz anlamına gelmez fakat bu vurgu onları daha değişik, başka bir perspektifte düşünmemizi gerektirir. Tek başına sadece bir Charles Darwin veya sadece bir Marie Curie zekâlarının keskin gücü sayesinde tarihin akışını değiştiremezler. Onlar bunu sadece büyük adımların yolu daha önceden açıldığı için yapabilirler.

Bu büyük bilim adamları eponimler haline geldiler. (Boring, 1963): Onların isimleri sistemli görüşlere veya yasalara verildi ve bu süreç, yapılan keşiflerin, bir insanın ansızın gelişen içgörülerinin sonucunda oluştuğu fikrinin oluşmasına sebep oldu. Oysa, bir fikrin oluşumu çoğunlukla çok aşamalıdır. Bundan dolayı eponimlere bağlı bakış açısı, Zeitgeist’ı ve daha önceki bilim adamlarının katkılarını ihmal ederek, tarihi çarpıtabilir.

Eğer bir bilim alanındaki önderlerin isimleri atlanırsa bilim tarihi neye benzer? Görünen o ki bilim tarihi eponimsel bir yapıda olmak ve gelişimini örnekleyecek temsilci kişileri seçmek durumundadır (ki öyle yapmaktadır). Bu isimler olmazsa tarihçiler teorileri, düşünce ekollerini ve çağları isimlendirecek başka etiketler seçmeye mecbur kalacaklardır.

Özet

Zeitgeist’in çok önemli bir rol oynadığı günümüz dünyasında, psikoloji evrimini, tarihin hem kişilikçi hem de doğal teorileri açısından ele almamız gerektiği açıktır. Bu görüşlerin günümüze katkılarının önem derecesi artık mesele değildir. Eğer tarih ve bilimdeki önemli şahsiyetler düşüncelerini, yaşadıkları çağın genel özelliklerinden çok uzakta tutmuş olsalardı, iç- görü ve sezgileri karanlıklar içerisinde kaybolmuş olurdu. Yaraucı kişisel çalışmalar, bir uyan ışığından çok, çağın temel niteliklerini yayan, işleyen ve büyüten bir prizmaya benzer. Fakat adı geçen iki kuramın da ilerlenen yola ışık tuttuğunu unutmamak gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir