Kapat

Descartes’in Katkıları: Mekanik ve Ruh-Beden Problemi

Anasayfa
Genel Psikoloji Descartes’in Katkıları: Mekanik ve Ruh-Beden Problemi
Descartes in Katkıları Mekanik ve Ruh Beden Problemi

1.1 RUH-BEDEN PROBLEMİ

Descartes’in psikolojinin gelişimi açısından en önemli çalışması, yüzyıllar boyunca ihtilaflı bir mesele olarak tartışılan ruh-beden problemini çözme girişimiydi. Çağlar boyunca bilim adamları ruhun (veya saf zihinsel niteliklerin) bedenden ve diğer tüm fiziksel niteliklerden nasıl ayrıldığı konusunu tartışmışlardır.
Asıl ve aldatıcı derecede basit olan soru şudur: Ruh ve beden -zihinsel dünya ve madde dünyası- birbirinden ayn mıdır? Plato’dan bu yana bilim adamları çoğu dualistik bir görüş sergilemişlerdi: Dualizm ruh ve bedenin (mind and body) farklı doğaları olduğunu ileri süren bir görüştür. Bununla beraber, bu görüşün kabulü bir başka soruya yol açıyordu: Ruh ve beden arasındaki ilişkinin doğası nedir? Biri diğerini etkiler mi yoksa bunlar birbirinden bağımsız mıdır?

1.2 Ruh ve bedenin farklı doğalar

Descartes’ten önce kabul edilen teori ruh ve beden arasında esasen tek yönlü bir etkileşimin olduğu idi: Ruh bedene muazzam bir şekilde tesir edebilirdi, fakat beden ruh üzerinde ancak küçük bir etkiye sahipti. Kuklacı ve kuklanın aynı anda biraraya getirilmesi gibi, ruh ve bedenin de birbirleriyle ilişkide olduğu düşünülmüştü. Bu görüşte ruh, bedenin iplerini çeken kuklacıya benzetilmiştir (Lowry, 1982).
Descartes de dualistik görüşü kabul etmiş, ruh ve bedenin farklı doğalarının olduğunu savunmuştur. Ancak Descartes’in gelenekten sapan ifade- si’ruhun bedeni etkilediği ve bedenin de ruha daha önce zannedilenden çok daha fazla tesir ettiği yönündeydi. İlişki tek yönlü değil, karşılıklı etkileşim şeklindeydi. 17. yüzyıl için oldukça radikal olan bu düşüncenin çok önemli manaları vardı.

Descartes’in bu öğretiyi bildirmesinin ardından, dönemin bilim adamlannın çoğu ruhun (veya düşünce veya aklın) iki varlığa da egemen olduğu düşüncesini daha fazla destekleyemeyeceklerine karar verdiler. İpleri çeken kuklacının işlevleri bedenden hemen hemen bağımsızdı. Beden yani insanın madde yanı, merkezde olarak düşünülmeye başlandı ve daha önceleri ruha atfedilen bazı işlevler şimdi bedenin bir işlevi olarak ele alındı. Örneğin, Orta Çağ’da ruh sadece düşünce ve akıl yürütmeden değil ayrıca üreme, algı ve hareketten de sorumlu sayılırdı. Descartes ruhun tek bir işlevi olduğunu, bu işlevin de düşünmek olduğunu savundu. Diğer süreçlerin tamamı bedenin işleviydi.

1.3 Fiziksel-psikolojik dualizm

Descartes ruh-beden problemine ilişkin dikkatleri, tam manasıyla fiziksel-psikolojik dualizm üzerinde yoğunlaştıran bir yaklaşımı öneren ilk kişiydi. Böyle yapmakla, dikkatleri soyut ruh kavramından insan aklının ve onun zihinsel faaliyetlerinin araştırılmasına yöneltmiş oldu. Sonuçta, araştırma metotları metafizik analizlerden nesnel gözlemlere doğru yön değiştirdi. Ruhun varlığı hakkında sadece spekülasyonlarda bulunup tahmin yürütülebilirken akıl ve süreçleri gözlemlenebilirdi.
O halde, ruh ve beden iki ayrı varlıktır. Beden (veya fiziksel dünya) ile ruh arasında hiçbir niteliksel benzerlik söz konusu değildir. Madde ve beden mekanik ilkelerine göre faaliyette bulunan ve uzayda yayılan tözlerdir. Ruh ise yayılmaz, serbesttir ve maddesi yoktur. Fakat en önemli nokta, ruh ve bedenin ayrı varlıklar olmalarına rağmen insan organizması içinde etkileşimde bulunabilecekleri düşüncesidir ki bu bir devrim niteliğindedir. Ruh bedeni etkiliyebilir, beden de ruhu etkiliyebilir.

bedenin doğası

bedenin doğası

1.4 Bedenin Doğası

Şimdi Descartes’in beden kavramını daha detaylı bir şekilde ele alalım. Beden fiziksel maddeden oluştuğuna göre, tüm maddeler için ortak olan uzayda yayılma ve hareket edebilme özelliklerine sahip olmak zorundadır. Eğer beden bir maddeyse, demek ki fiziksel dünyada eylem ve hareketi açıklayan mekanik ve fizik yasaları bedene de uygulanabilir. Beden, ruhtan ayrı olarak düşünüldüğünde (ki bu şekilde düşünülebilir çünkü ruh ve beden farklı varlıklardır), bedenin işleyiş şekli, uzaydaki nesnelerin hareketlerini yöneten mekanik yasalarla açıklanabilen bir makinenin işleyişine benzetilebilir. Bu mantık çizgisi izlendiğinde Descartes fizyolojik işlevleri fiziksel terimlerle açıklamaya başlar.

Descartes daha önce zikredilen mekanik saatlere ve figürlere yansıyan çağın mekanik ruhundan oldukça fazla etkilenmişti. Paris’te yaşarken krala ait bahçelerde kurulan mekanik aletlerden büyülenmiş ve uzun saatlerini figürlerin hareket etmesine, dans etmesine ve konuşmasına sebep olan basınç plakalarının üzerinde yürüyerek geçirmiştir (Jaynes; 1970).

Buradaki yaşantıları Descartes’in fiziksel evren görüşünün, özellikle de insan ve hayvan bedeni görüşünün şekillenmesine yardım etti. O, bedenin tam bir makine gibi işlediğini düşünüyordu. Gerçekten Descartes hidrolikle çalışan figürler ile beden arasında hiçbir farklılık görmemişti ve sindirim, dolaşım, hareket ve duyum gibi fiziksel işlevlerin her yönünü mekanik terimlerle açıklamıştı.

1.5 Descartesin mekanik beden öğretisi

Descartes bedeni kral bahçelerinde gördüğü figürlere atıflar yaparak anlatmıştır. Bedenin sinirlerini içerisinden suyun geçtiği borularla, kas ve kirişlerini ise motor ve zembereklerle eşleştirmişti. Mekanik modellerin hareketleri, ilgili bölgenin istemli hareketlerinden değil dışarıdaki bir nesneden kaynaklanmaktaydı. Descartes’in gözlemlerinde bu hareketin istemsiz doğası, beden hareketinin, sıklıkla, bireyin bilinçli maksadı dışında gerçekleştiği şeklinde dile getirilmiştir. Bu düşünce çizgisini izleyerek, irade tarafından yönetilmeyen ve belirlenmeyen bir hareket fikrine, refleks hareketleri (undulatis reflexa) fikrine ulaşmıştır. Bu önerisinden dolayı daha sonraları sıklıkla refleks hareketleri teorisinin müellifi olarak anılmıştır. Refleks hareketleri fikri ayrıca dışsal bir nesnenin (etki) istem dışı bir tepkiye sebep olduğunu öne süren modern etki-tepki (stimulus-response) psikolojisinin bir habercisi olarak da görülebilir. Refleks davranışları hiçbir şekilde düşünce veya bilişsel bir süreç içermezler, bu yönüyle tamamen otomatik veya mekanik olarak nitelendirilirler.

1.6 Descartes beden doğası açıklaması

Kilisemizdeki orgları inceleme merakı duyduysanız eğer, körüklerin üfürme tablası denilen haznelere nasıl hava körüklendiğine dikkat etmişsinizdir. Ve havanın, orgu çalan kişinin tuşlarda parmaklarını gezdirişine göre nasıl bir borudan diğerine geçtiğine şahit olmuşsunuzdur. Makinemizin kalbini ve damarlarını, hayvanın canlılığını ruhunun derinliklerine taşıyan körüklere benzetebiliriz ki bunlar üfürme tablasına hava üflerler. Belli sinirleri uyaran ve beynin kıvrımlarında tutulan canlılığın özel gözeneklere geçmesini sağlayan dış nesneleri de, org çalanın parmaklarına benzetebiliriz ki belli tuşlara basar ve havanın üfürme tablasından belirli borulara geçmesini sağlar (Gaukroger’dan alıntı 1995, s. 279).

1.7 Bilimin mekanik bedene verdiği destek

Descartes’in insan bedeni çalışmalarına ait mekanik yorumuna destek, fizyolojideki heyecan verici ilerlemelerden geldi. 1628 yılında, İngiliz fizikçisi Wılliam Harvey kan dolaşımı hakkında önemli gerçekleri keşfetti ve sindirim süreci hakkında çok şeyler öğrenildi. Ayrıca vücut kaslarının birbirine zıt yönlü çiftler halinde çalıştığı ve duyum ile hareketin şöyle ya da böyle sinirlere bağlı olduğu biliniyordu. Fizyoloji araştırmaları insan bedenini anlamaya yönelik büyük adımlar atmış olsa da ulaşılan bilgiler tam olmaktan çok uzaktı. Örneğin sinirlerin, içerisinde hayvan ruhunun dolaştığı içi boş tüpler olduğu düşünülüyordu. Bizim meselemiz 17. yüzyılda insan fizyolojisine ait bilgilerin doğruluğu veya kapsamıyla ilgili olmaktan ziyade, bu bilgilerin mekanik yorumlara verdiği destekle ilgilidir.

otomat hayvanlar

otomat hayvanlar

1.8 Otomat hayvanlar

Hayvanların ruhu olmadığı için, onların da otomatlar olduğu düşünülürdü. Bu yüzden, Hristiyanlık dininde hayvanlar ve insanlar arasındaki farkın önemi muhafaza edilmişti. Ayrıca, hayvanların hislerden yoksun oldukları düşünülmüştür. Fakat ruhları yoksa nasıl hissedilebilirlerdi? Descartes, anestezinin kullanımından önce canlı hayvanları incelemek üzere parçalarken “onların haykırış ve çığlıklarıyla eğlendiğini çünkü bu seslerin makinelerin hidrolik titreşimleri ve tıslamalarından öte bir şey olmadığını” ifade etmiştir (Jaynes, 1970, s.224).

Bu fikirler insan davranışının önceden tahmin edilebilir olduğu düşüncesine yönelik kapsamlı eğilimin bir parçasıydı. Girdilerin bilinmesi şartıyla mekanik beden beklenen şekilde hareket eder ve davranır. Tamamıyla makineye benzeyen hayvanlar, bütünüyle fiziksel fenomen kategorisine aittir. Bu nedenle, hayvanlar ölümsüz değildir, düşünülebilme kabiliyetleri yoktur ve irade özgürlüğüne sahip değillerdir. Descartes sonraki yıllarda hayvanlarla ilgili düşüncelerinde ufak tefek değişiklikler yapmıştır. Fakat hayvan davranışlarının mekanik terimlerle açıklanabileceğine ilişkin düşüncesini hiç değiştirmemiştir.

Descartes’in yazıları sıklıkla hayvanların saat benzeri doğalarına atıfta bulunur. “iyi biliyorum ki hayvanlar pek çok şeyi bizden daha iyi yaparlar ancak bu beni hayrete düşürmüyor! Çünkü bu davranış şunu ispat eder: hayvanlar, zamanı bizim tahminlerimizden daha isabetli şekilde bildiren bir saatin zemberek gücüyle çalışması gibi hareket ederler” (Maurice Mayr, 1980, s.5).

2. Ruh-Beden Etkileşimi

Descartes’a göre maddesel olmayan ruh, düşünce ve bilince hakimdir ve bundan dolayı bize dış dünya hakkında bilgi sağlar. Ruhun en önemli özelliği düşünebilme yeteneğidir ve bu özellik onu maddenin fiziksel dün yasından ayn bir yere koyar. Bu düşünülebilen varlık maddeden yoksundur ve uzayda yayılmaz.

Ruh, düşünebilir, algılayabilir ve isteyebilir; bundan ötürü şöyle ya da böyle bedeni etkiler ve bedenden etkilenir. Örneğin, ruh bir noktadan ötekine hareket etmeye karar verdiğinde, bu karar bedenin sinir ve kasları tarafından uygulanır. Benzer şekilde, beden, örneğin bir ışık ve ısı tarafından uyarıldığında, ruh bu duyumsal verileri tanır, yorumlar ve uygun olan tepkiyi belirler.

Descartes neticede bu farklı varlıkların (ruh-beden) etkileşimi hakkında bir teori formüle etmişti. Fakat her şeyden önce Descartes’in ruh ve bedenin karşılıklı etkileşimlerinde birbiri içinde yer alabilecekleri fiziksel bir noktaya ihtiyacı vardı. Bu etkileşim noktasının araştırılmasında bazı kriterler vardı. Descartes ruhu bölünmez, tek bir parça olarak tasarlamıştı. Bunun anlamı ruhun yalnızca bir bölgede bedenle etkileşime girmek zorunda olduğuydu. Ayrıca bu etkileşim noktasının beyinde bir yerlerde olduğuna inanıyordu, çünkü araştırmalar duyumların beyne doğru yol aldığını ve hareketin beyinde başladığım ortaya koymuştu. Öyleyse beyin ruhun işlevleri için odaksal bir noktaydı. Beynin içerisinde çift olmayan biricik yapı (yani her bir yarım kürede bölünmeyen ve kopya edilmeyen) beyin epifizi’dir (pincalbody-conarium) ve Descartes burasının etkileşim noktası için mantıklı bir seçim olduğunu düşünmüştür.

Ruh ve beden arasındaki etkileşimin meydana geliş şekli mekanik terimlerle anlatılmıştır. Descartes sinir tüplerindeki hayvan ruhu hareketlerinin beyin epifizi üzerinde bir baskı oluşturduğunu ve ruhun bu baskıdan duyumların ürettiğini öne sürmüştür. Başka bir deyişle, hareketin niceliği (hayvan ruhlarının akışı) saf bir zihinsel niteliği (bir duyumu) oluşturur. Tam tersi de ortaya çıkabilir. Şöyle ki, ruh beyin epifizi üzerinde (asla açıklanamayacak bir Şekilde) bir yandan ötekine yönelerek baskı yapabilir ve bu baskı hayvan ruhlarının kaslara doğru akış doğrultusunu etkileyerek hareketle sonuçlanır. Bu nedenle, zihinsel bir nitelik, bedenin bir özelliği olan hareketi etkileyebilir.

Descartes ruhun beyin epifizine kapatıldığını veya orada tutulduğunu iddia etmemiştir. Beyin epifizinin görevi sadece etkileşim noktası olmaktan ibarettir. Descartes ruhun, bedenin bütün bölümleriyle birleştiğine ve tüm bedenin “ruhun merkezi” haline geldiğine inanmıştı.

Beyin epifizi (kozalaksı bez) beyinde, ne görev yaptığı tam bilinmeyen, ancak ışığa karşı duyarlı olduğu sanılan küçük bir parçadır.

idealar öğretisi

idealar öğretisi

3. İdealar Öğretisi

Descartes’in idealar (fikirler) öğretisi psikolojinin müteakip gelişimi üzerinde derin bir etki bırakmıştı. Descartes’a göre ruh iki tür fikre yol açar: türemiş (derived) ve doğuştan gelen (innate). Türemiş fikirler bir ağacın görüntüsü veya bir zilin sesi gibi bir dış uyarıcının doğrudan uygulanmasıyla ortaya çıkar. Bu sebeple, türemiş fikirler duyum deneyimlerinin ürünleridir. Daha büyük bir öneme sahip olan doğuştan gelen fikirler ise dış dünyada duyulara çarpan nesneler tarafından oluşturulmamıştır. “Doğuştan gelen terimi, bu fikirlerin kaynağını gösterir. Bu fikirler bilincin veya aklın dışında gelişirler. Uygun duyum deneyimlerinin hazır oluşuyla uygulanabilirler ve gerçekleştirilebilir olmalarına rağmen doğuştan gelen fikirlerin muhtemel varlığı duyum deneyimlerinden bağımsızdır. Descartes tarafından tanınan doğuştan gelen fikirlerin bazıları ben, Tanrı, geometri aksiyomlar, mükemmellik ve sonsuzdur.

Descartes’in çalışmaları daha sonra psikolojinin önde gelen akımlan olacak düşüncelere katalizör işlevi görmüştür. Bu çalışmaların en önemli sistematik katkıları arasında:
• mekanik beden görüşü
• beden-ruh etkileşimi teorisi
• zihnin işlevlerinin beyindeki yeri ve
• doğuştan gelen fikirler öğretisi gelir.
Descartes’de mekanik düşüncesinin insan bedenine uygulanışını görürüz. Aslında bu dönem Zeitgeist’ında mekanik felsefe oldukça yaygındı. Bu yüzden birisinin bu
düşünceyi insan ruhuna uygulamaya karar vermesi kaçınılmazdı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir